
Atam,
“rahat uyu” demeyi çok isterdim ama söyleyemiyorum. Bize sağlamış olduğunuz bağımsızlığın değerini anlamamız için çok uzun süre geçmesi gerekiyor maalesef. Türkiye’nin bağımsız olmadığını düşünenler var. Dünyada söz sahibi büyük güçler mutlaka vardır ve olacaktır. Fakat unutulmamalıdır ki; bir ülkeyi ileri götüren de geriye götüren de “fikirler”dir. Bir grup insanın cesur atılımlarının bu ülkeyi nasıl da değiştirdiğini göremeyenler var. Bunlarla da mucadele etmek zorundayız.
Karanlıkta bir şey görmemekle aydınlığa ilk defa çıkınca görmemek birbirine çok benziyor. Bunu bazen karıştırıyoruz Atam! Ben üzerime düşenin ne olduğunu düşünürken daha çok okumak ve öğrendiklerimi yeni kuşaklara aktarmanın önemli bir misyon olduğuna karar verdim.
ne mutlu türküm diyene…
Geçenlerde bir hafta sonu büyük bir alışveriş merkezine gezmeye gittim. Bir yandan hayran hayran sağa sola bakarken bir yandan da “nasıl da yapmışlar“, “vay be tasarım harika!” gibilerinden laflar çıkıyor ağzımdan. Sonra şu kanıya vardım:
Adamlar üretiyorlar, pazarlıyorlar. Peki nasıl oluyor da hayatı kolaylaştıran, verimliliği ve mutluluğu artıran çözümleri görebiliyorlar? Derler ki; “en iyi keşifler ihtiyaçtan doğarmış“. Birileri işini daha hızlı yapmak için bir fikir üretiyor ve sonra bunu yaygınlaştırarak bizler tarafından anılıyorlar. Sözün kısası bu tür ihtiyaçları yakalamak için hayatın tadını çıkarıyor olmak gerekiyor bence. Dört duvar arasında oturup duruken doğabilecek hangi ihtiyaç bize bir çözüm ürettirebilir ki? Bu yüzden dışa açılmak, gezmek, dolaşmak, sosyal olmak vb. aktiviteler yaratıcılığı ve üretkenliği tetikler…
Kafayı vurup yatmak yerine birşeyler yapalım diyorum !!!
(tut ki;) Birgün evden çıktım işe gidiyorum. Bugün tuhaf birgün zira sağımdan solumdan ışık hüzmeleri geçiyor. Bir an panikliyorum ama sonradan hatırlıyorum ki bilim adamları zamanı bükmeyi başarmışlar. Vay be ne buluş ama! Yıllardır üzerinde çalışmalar yapılırken sonunda gerçek oldu. Bundan 20-30 sene önce Hiro Nakamura(bir zamanlar sevilen dizi Heroes’un başkahramanı)’ya gülüyorduk şimdi zamanı büküyoruz. Acaba bize kimler gülüyordur?
okumaya devam edin…
Bildiğiniz üzere artık her türlü bilgiye rahatlıkla ulaşabiliyoruz. “p2p” diye tabir ettiğimiz ağlar sayesinde yasal veya yasal olmayan her türlü içeriğe ulaşmak artık an meselesi! Televizyonda yayınlanan filmler okumaya devam edin…
Geçenlerde bir hafta sonu deniz kenarında tatil yapma imkanı buldum. Deniz kenarında tatil yaqptığım zamanlar sabah erken kalkıp sahilde yürümeyi sonra da denize girip serinlemeyi çok severim. Bu fırsatı elbette kaçırmadım.
Yürüyüşümü yaptıktan sonra yoruldum ve dinlenmek üzere oturdum. Derken kumla oynarken farkında olmadan bir kale yapmaya başlamışım. Sonra daha da konstantre oldum ve devam ettim. Fakat aniden gelen bir dalga yaptığım herşeyi yıktı. Hiç düşünmeden yeniden başladım yapmaya… Tekrar dalga geldi… Sonra düşündüm… Ya kalkıp gidecektim kale felan hikaye olacaktı… Ya da kalkıp daha uzak biryerde yapmayı denecektim… veya olduğum yerde dalgaları engellecek bir teknik ile kalemi yapacaktım…
Hayattaki tercihleri betimlemenin birçok yolu olsa gerek ki ben böyle betimledim. Peki sizin tercihiniz ne olurdu? Ben sonuncuyu yapmayı tercih ettim.
Son günlerde nereye gitsem, ne okusam, ne seyretsem hep aynı soru aklıma takılıyor… Üretime katkım ne?… Tüketime katkım ne?… Bu basit bir soru gibi görünebilir ama bence değil. Üretmek nedir? Başkasının ürettiği birşeyi tüketmek değil midir… İşte bu düşünce beynimi yiyor son günlerde. Program yaı?yoruz ama ne ile… Başkasının kurallarını koyduğu programlama dilleriyle. Gazete okuyoruz veya haftalık bir dergi (politik, ekonomik veya teknoloji hakkında olabilir…) okuyoruz. Okuyoruz ama ne… Başkasının yazdıklarını okuyoruz. Bilimsel yayınları dışarıda tutarsak birileri bize istediğini empoze edebilir. Aslında hafif kaldı edebilir değil ediyor… Biz de onu tüketiyoruz.
okumaya devam edin…