Orhan Veli‘nin bu şiirini Ezgi’nin Günlüğü ile tanıdım. Herhangi bir ayrılık yaşamasam da bu şiiri okudukça ayrılık yaşayıp ardından efkarlanmak geliyor içimden… Allah kimseyi sevdiğinden(!) ayırmasın…

bakakalırım giden geminin ardından,
atamam kendimi denize,
dünya güzel.
serde erkeklik var,
ağlayamam..

-Orhan Veli Kanık

Comments Yorum Yok »

Bir çırpıda yine sonuna geldiğimiz yılın adı bu sefer “2007″… 2007′yi uğurluyoruz ve 2008′e merhaba diyoruz. “Çekilin gümbür gümbür geliyorum” diyen 2008 acaba nelerle gelecek? Geçen sene bağdat caddesindeydim ve her sene yapılan klasik müzik konserini dinleme ümidiyle gittim ama maalesef bu organizasyon nedense iptal edilmiş(!) Sonra caddedeki kutlamara dönüp “2007″yi karşılamıştık. Sevinçler yaşadık, üzüntülerimiz oldu, kayıplarımız oldu, yeni beklentilerimiz doğdu, biraz yaşlandık, nüfusumuz arttı (çekirdek aile anlamında:)), savaşlar yaşandı, insanlar öldü, susuzluk çektik, karnımız doydu, enflasyon dizginlendi, dış borç arttı gitti, özelleştirme diz boyu…
Yazýnýn geri kalanýný oku »

Comments Yorum Yok »

Herkes facebook hakkında yazıyor çiziyor yorumlar yapıyor. Benim neyim eksik :) Facebook hakkında duyduğum bazı haberleri sıralayarak sonunda bir tespitte bulunmak istiyorum:
Yazýnýn geri kalanýný oku »

Comments 6 Yorum »

article_gore.JPG

Al Gore, küresel ısınmaya karşı yürüttüğü bilgilendirme seminerlerinden esinlenerek “Uygunsuz Gerçek (An Inconvenient Truth)” adındaki filmiyle 2006 yılına damgasını vurmuştu. Filmi çok etkileyici bulduğumu söylemem gerek. Özel hayatındaki bazı olaylardan etkilenerek dünyada çok fazla vaktimizin olmadığını ve giderek doğal dengesini bozduğumuz yerkürenin çok da uzak olmayan bir gelecekte bizden nasıl öcünü alacağının farkına varıp tüm yaşantısını nasıl değiştirdiğinden bahsediyor filminde. Bilimsel verilerle desteklenen bu belgesele hak vermemek ve kayıtsız kalmak çok zor. Çok zor diyoruz ama bazı gerçek yüzüstünde olmasına rağmen bazı yaklaşımları değiştirmek ve durdurmak mümkün olmuyor.
Yazýnýn geri kalanýný oku »

Comments Yorum Yok »

manfromearth.jpg

2007 amerikan yapımı olup da “aksiyon” içermeyen bir filmden bahsetmek istiyorum. Oyuncuları genellikle amerikan dizilerinde gördüğümüz karakterler. Baş rol oyuncusu John Oldman - David Lee Smith‘ı da CSI Miami‘ den tanıyoruz. Oldukça tesadüf eseri gecenin bir vaktinde izledim filmi ve yazmaya değer buldum. Şu anki IMDB notu 8.5/10. Yani oldukça başarılı.

Son yıllarda amerikan filmlerine çok sıcak bakmadığımı dünya alem biliyor. Çünkü yedikleri yemek porsiyonları gibi filmleri de şişiriyorlar. Özüne indiğinizde 3-5 şatafattan başka birşey kalmıyor geriye. Fakat bu film (the man from earth) biraz değişik. Filmi önereceğimden dolayı izleme keyfini kaçıracak detaylara yer vermeyeceğim.

Yazýnýn geri kalanýný oku »

Comments 13 Yorum »

Son zamanlarda seyahatlar sırasında yoldaş olsun diyerek bir mp3 çalar alayım dedim. Bu benim için önemli bir karar çünkü her ne kadar takip etsemde alırken çok seçiciyimdir. Tüketim çılgınlığına çok karşıyım biliyorsunuz :)

Mp3 çalar arayışım böylece başladı. Aradan biraz süre geçti yaklaşık 3ay kadar oldu. Ben hala arıyorum! Önceleri hafiften bir araştırma olarak başladı. Dedim acale etmeyeyim yeni modeller çıkar fiyatlar ucuzlar dedim ama olmadı! Aslında oldu da sonu gelmedi bir türlü… Bir sürü alışveriş sitesine girdim:
Yazýnýn geri kalanýný oku »

Comments 5 Yorum »

İlk duyduğumuzda ilginç bir senaryosu olduğu zaten belliydi “Heroes” dizisinin. Zamanla izledikçe de gerçekten değişik bir dizi olduğunu kanıtladı. Son zamanlarda TV sektöründen kazanılan para; güçlü her TV kuruluşunu reyting getirecek yapımlara sevkediyor. Öte yandan o kadar çok dizi, sinema, uydu kanalları var ki bunların arasından sıyrılarak akıllarda yer etmek gerçekten zor. Bu sayede çok güzel detaylı düşünülmüş ve üzerinde uğraşılmış yapımlar görmeye başladık. Başladık ama nedense bir “kahraman”, “doğa üstü” olgusudur gidiyor… “Smallville”, “4400″, “lost” gibi diziler buna güzel örnek. Bunlara ek olarak gelen “Heroes” da aynı şekilde…

Fakat hakkını vermeliyiz ki bazen saçmalıklar yakalamaya çalışsam da genelde beğendiğim bir dizi.

Aslında benim bu yazıda esas ele almak istediğim mesele şudur: Heroes 1nci sezon bitti gitti… İkince sezon başladı peki nasıl başladı…

heroes2.jpg

Ben her zaman Hiro Nakamura’yı heroes’un ana karakteri olarak gördüm. Niteki ilk notlarım onun hakkında. Geçmişe gittiği yerde, kime aşık olacağını bildiği bir kadına aşık oluyor ama ne çare… “Kader ağlarını örmüş” derler ya işte o cinsten. Benim ilk notum Hiro’dan. Sonra diziye yeni eklenen kahramanlar çok yaratıcı. Dizide bir yeni sezonun farkı var ama ilk sezondan çok da kopuk değil bu olayı iyi kıvırmışlar. Peter’in hafıza kaybı da çok iyi düşünülmüş ve senaryoya güzel bir zenginlik katmış.

Ben çok detay vermekten özellikle kaçınıyorum oturun izleyin… Ben gidiyorum… uçarak… :)

Comments Yorum Yok »

   (tut ki;) Birgün evden çıktım işe gidiyorum. Bugün tuhaf birgün zira sağımdan solumdan ışık hüzmeleri geçiyor. Bir an panikliyorum ama sonradan hatırlıyorum ki bilim adamları zamanı bükmeyi başarmışlar. Vay be ne buluş ama! Yıllardır üzerinde çalışmalar yapılırken sonunda gerçek oldu. Bundan 20-30 sene önce Hiro Nakamura(bir zamanlar sevilen dizi Heroes’un başkahramanı)’ya gülüyorduk şimdi zamanı büküyoruz. Acaba bize kimler gülüyordur?

Yazýnýn geri kalanýný oku »

Comments 2 Yorum »

10kasim2007_1.gif 10kasim2007_2.jpg

Atam,

10 Kasım geldi yine. Türkiye’yi bize bıraktığın o saatte yine ayaktaydım yine gözümde yaşlar vardı. Sen modern hayatı bize layık görmüştün ve bunun için hayatını feda ettin. Yıl 2007 oldu ama uzun süredir ülkeminiz çıkarlarını düşünen birisi gelmedi buralara…

Sen üzerine düşen görevi fazlasıyla yaptın peki ya biz? Biz üzerimize düşen görevi yapamıyoruz Atam! Biz ülkemizin prestijini sıfıra indirdik. Anlatacak o kadar şey var ki… Damarlarımdaki asil kan çekiliyor…

Ey Atam! Ben hiçbir zaman kara-kafalı olmayacağım! Ülkemin çıkarlarını hep önde tutacağım. Bunun ne demek olduğunu herkese anlatacağım. Damarlarımdaki kanı asilleştirmek için elimden geleni yapacağım.

Atam (vaziyete rağmen) rahat uyu!

Comments Yorum Yok »

nokia6300.jpg

Daha önce Nokia 2630‘u tanıtmıştım. Araştırma yaparken bu iki telefon arasında kalmıştım. Fakat bu telefonun sunduğu multimedya özellikleriyle çok ilgilenmemiştim. Aslında bu telefon 2006 moel olmasına rağmen bizde daha sonradan popüler hale geldi. Sanırım bu iş reklamlarla da ilgili.

Ben tüm özelliklerini detaylıca araştırdım. Nokia 6300′ün 2630′dan en büyük farkı 2mp kamerası olması ve ses kayıt gibi özelliklerinin daha gelişmiş olması. Ayrıca 6300da “micro-sd” hafıza kartı da takabiliyorsunuz. Görüntüsü gayet şık oldukça hafif bir telefon ben bunu da tavsiye ediyorum…

Telefonun detaylarına Nokia Türkiye‘den ulaşabilirsiniz. Her zaman dediğim gibi internetten satın almak daha avantajlı.

Comments Yorum Yok »