Geçenlerde bir hafta sonu büyük bir alışveriş merkezine gezmeye gittim. Bir yandan hayran hayran sağa sola bakarken bir yandan da “nasıl da yapmışlar“, “vay be tasarım harika!” gibilerinden laflar çıkıyor ağzımdan. Sonra şu kanıya vardım:
Adamlar üretiyorlar, pazarlıyorlar. Peki nasıl oluyor da hayatı kolaylaştıran, verimliliği ve mutluluğu artıran çözümleri görebiliyorlar? Derler ki; “en iyi keşifler ihtiyaçtan doğarmış“. Birileri işini daha hızlı yapmak için bir fikir üretiyor ve sonra bunu yaygınlaştırarak bizler tarafından anılıyorlar. Sözün kısası bu tür ihtiyaçları yakalamak için hayatın tadını çıkarıyor olmak gerekiyor bence. Dört duvar arasında oturup duruken doğabilecek hangi ihtiyaç bize bir çözüm ürettirebilir ki? Bu yüzden dışa açılmak, gezmek, dolaşmak, sosyal olmak vb. aktiviteler yaratıcılığı ve üretkenliği tetikler…
Kafayı vurup yatmak yerine birşeyler yapalım diyorum !!!
Bu sene Erovizyon Yugoslavya’nın başkenti Belgrad’da yapılıyor. Eski özelliğini yitirmesine karşın yine de her sene yarışmayı izliyorum. Doğrusu politik meseleleri bir kenara koyup ülkelerin kültürlerine ilişkin tatlar yakalamak hala mümkün. Bu sene Türkiye’yi Mor ve Ötesi “Deli” adlı şarkısıyla temsil edecek. Ben video klibi çok beğendim. Gerçekten üzerinde çalışılmış ve düşünülmüş. Şarkı tam bir Mor ve Ötesi tarzında… Genel olarak bakacak olursak ben iyi bir derece getirebilir diyorum. Grup sahne performansı için de iyi bir hazırlık içindedir diye tahmin ediyorum. Haydi aslanlar bir de bizden bir rock müziği dinletin avrupaya
Bu sene özlemini duyduğumuz bir kışı yaşama fırsatını 17 Şubat tarihi sıralarında yaşayabildik. Ben de o gün çektiğim 3 resme 3 adet yorum ekleyip paylaşmak istiyorum:
Etrafımızdaki beyaz renk yoğunlaşıyorsa artık yaşlanıyoruz demektir. Önemli olan bu beyazların içinde yanlız kalmamak…
Karın beyazına, beyazın saflığına mı sevineyim yoksa salıncakların hiçbir zaman birleşemeyecek olmasına mı üzüleyim…
Yaprakta donup kalmış olan bu damla bazen önemli kararlarımızda bize yol gösterebilir…
“zaman çalmak”… aslında tezat içeren bir kavram bu. “Zaman” alınıp satılamaz o halde çalmak da pek mümkün olmamalı. Aslında benim bahsetmek istediğim şey akıp giden zamanı biraz anlamlandırabilmek. İşten eve geldiniz diyelim. Sırt üstü uzanıp gözlerinizi kapattınız ve 1 saat kestirdiniz. Bunun yanında eve gelip gazeteye göz atıp bazı arkadaşlarınızı arayıp da aynı 1 saati doldurabilirsiniz. Peki aradaki fark ne? Birisi diğerine göre hayatımıza daha farklı bir etki yapacaktır. Hemen burada bir ikilem daha çıkıyor önümüze; eğer 1 saat uyumanız sizin hayatınıza 1 sene katacak ise o an uyumuyor olmak zamanı kötüye kullanmak olacaktır.
Önümüze bir gerçek çıkıyor ki o da; hayatta aldığımız her karar mantık çerçevesinde oturmak zorunda değil. Bazen farkında olmadan ve anlamı da olmayan kararlar veririz ve bu kararlar bizi hakikaten bir çok sorundan kurtarır. Buna “içimizden gelen ses” de diyebiliriz.
Gelelim daha somut kavramlara… Zaman gerçekten değerli. O bakımdan boşa geçen ve farkına varmadığımız zamanların kıymetini bilmekte fayda var. Çok net bir örnek vermek istiyorum. İş-ev arasında yolculuk yaparken kitap okumak için çok ideal bir zaman. Kendimizi gözlemleyip bu tür zamanları ortaya çıkararak gün içerisinde yarım saat zaman çalabilmek bile bize çok şey katar. Ufak bir hesapla 0.5/24 ~= 0.02 buluruz. Yani günde yarım saatte tüm gün üzerinde %2 gibi bir fazla vakit kazanırız. Çarpın bölün bu miktarın çok etken olduğunu göreceksiniz.
Ben de bu yarım saatlerden birini değerlendirerek bu konuda fikirlerimi sizinle paylaştım bugün Etkili, mutlu ve bol kazançlı zamanlar diliyorum.
Bazen hayatımızda planlar yapmak zorunda kalırız. Örneğin işimizde yeni ürünler tasarlarız veya özel yaşantımızdaki bazı sorunları çözmek için bazı yollar planlarız… İşte bu noktada yöntmeler ikiye ayrılır. Bazı insanlar oturup başlarlar plan yapmaya… Saatler geçer hatta günler geçer hala plan yaparlar. Bunun yanında diğer bir grup insan da kısa bir düşüncenin ardından hemen harekete geçerler. Duruma göre düzeltmeler yaparak devam ederler. İşte biz bu noktada kendimize bir denge kurmalıyız diye düşünüyorum.
Saatlerce harekete geçmeden düşünmek de iyi değil yeterince düşünmeden yola koyulmak da… Örneğin sürekli düşünüp bunun sonuçlarını hayatta sınamazsak kendi düşünce sınırlarımızı genişletemeyiz. Planımız da bir kısır döngüde dolanır durur. Başkaları hayattan aldığı yansımalarla çok daha iyi yerlere gelebilirler. Fakat bunun yanında hiç düşünmeden yola koyulmak da pek parlak olmaz. O zaman da ortasına geldiğimizde başını unuttuğumuz cümleler gibi sürekli başa sarmaya mecbur kalabiliriz.
Bahsettiğim dengeyi kurmayı öğrenmek tecrübe kazanmakla orantılı elbette. İşte bu noktada akıp geçen zamanın kıymeti bir kez daha ortaya çıkıyor. Yaşadığımız olayları es geçmeden kalıcı hale getirmek için elimizden geleni yapmalıyız. Örneğin notlar almalı,değerlendirmeler yapmalıyıız. Eğer siz özel olduğunuza inanıyorsanız yaşadığınız olaylar da sıradan değildir unutmayın…
Büyük ve gelişmiş memleketlerde parkların önemi çok büyüktür. Yaşadığınız şehirde bir mola vermek isterseniz ve üstelik temiz hava da istiyorsanız en iyi çözümdür parklar. Arkadaşlarımdan çok duydum “İstanbul’da da park mı var”… diye serzenişte bulunurlar hep. Fakat durum o kadar da kötü olmamakla birlikte kafamı kaldırğımda bir sürü park buldum.
Size çok sevdiğim bir parktan bahsetmek istiyorum. Acıbadem Onkoloji hastanesinin hemen yanında bulunan bu park son yıllarda daha da güzelleşti. Yaklaşık 2-3 senedir bildiğim bir parktır burası. Hastanenin sponsorluğunda çok güzel hale getirmişler. İçinde bir çay bahçesi var. Yürüyüş yapmak için oldukça uzun bir parkuru mevcut. Üstelik isterseniz tartan pistte koşabilir isterseniz çocuğunuzu arabasıyla iç parkurdan gezdirebilirsiniz. Ayrıca içinde çok güzel irili ufaklı süs havuzları da var. Havuzlardan yükselen suyu dinlemek bile insanı dinlendiriyor. İstanbul’da temiz hava kavramı pek kalmadı ama yine de bir nefes almak mümkün diye düşünüyorum.
Park adını şu an rahmetli olmuş bir çevreci profesörden almaktadır. Yandaki fotoğrafları kendim çektim bunu da belirtmek isterim. Parkın bir web sitesi de var http://www.curipark.org
yolunuz kozyatağı civarına düşerse kime sorsanız gösterir. Çevremizin kıymetini bilmek dileğiyle…
Korsana hayır kampanyaları ışığında gittim yeni bir albüm daha aldım. Bu sefer albümün adı “Enbe Orkestrası“… Doğrusu aldığımda içindeki bazı isimler hariç hiçbir bilgim yoktu. Artık altıncıncı his midir nedir albüm harika çıktı! Genellikle sanatçıların biraraya gelip yaptıkları işlerin başarılı olduğunu gözlemledim ve bu albüm de öyle olmuş. Orkestrada değerli sanatçılar var. CD kapağından okuduğumda bir sürü isim var ben onları tek tek yazmayacağım ama size bu grubun sitesini vereceğim, ilgili tüm detayları buradan bulabilirsiniz: http://www.enbemuzik.com.tr/
Ben her zamanki gibi bütün parçaları beğendiğimi söyleceğim ama illa seçmem gerekirse “İzmir bilir ya”, “Unutamam”, “Kalp Kalbe Karşı” diyebilirim. Hemen alıp dinlemenizi öneriyorum.
1. Unutamam
2. Sevdiğim Adam
3. Hancı
4. Kalp Kalbe Karşı (Sinan Akçıl Versiyon)
5. Rakkas (Ozan Doğulu Versiyon)
6. İzmir Bilir Ya
7. Yeniden Başlasın
8. Kalp Kalbe Karşı (Ozan Doğulu Versiyon)
9. Hayallerimi Verdim
10. Rakkas (M Ceceli Versiyon)
Ekstra:
# La Vie En Rose
# Greatest Love Of All
# No Woman No Cry
# Belle
Orhan Veli‘nin bu şiirini Ezgi’nin Günlüğü ile tanıdım. Herhangi bir ayrılık yaşamasam da bu şiiri okudukça ayrılık yaşayıp ardından efkarlanmak geliyor içimden… Allah kimseyi sevdiğinden(!) ayırmasın…
bakakalırım giden geminin ardından,
atamam kendimi denize,
dünya güzel.
serde erkeklik var,
ağlayamam..
Bir çırpıda yine sonuna geldiğimiz yılın adı bu sefer “2007″… 2007′yi uğurluyoruz ve 2008′e merhaba diyoruz. “Çekilin gümbür gümbür geliyorum” diyen 2008 acaba nelerle gelecek? Geçen sene bağdat caddesindeydim ve her sene yapılan klasik müzik konserini dinleme ümidiyle gittim ama maalesef bu organizasyon nedense iptal edilmiş(!) Sonra caddedeki kutlamara dönüp “2007″yi karşılamıştık. Sevinçler yaşadık, üzüntülerimiz oldu, kayıplarımız oldu, yeni beklentilerimiz doğdu, biraz yaşlandık, nüfusumuz arttı (çekirdek aile anlamında:)), savaşlar yaşandı, insanlar öldü, susuzluk çektik, karnımız doydu, enflasyon dizginlendi, dış borç arttı gitti, özelleştirme diz boyu… Read the full article »
Herkes facebook hakkında yazıyor çiziyor yorumlar yapıyor. Benim neyim eksik Facebook hakkında duyduğum bazı haberleri sıralayarak sonunda bir tespitte bulunmak istiyorum: Read the full article »