Eğer sağlıklı beslenme ile ilgiliyseniz ve www.realage.com.tr‘yi duymadıysanız mutlaka bu siteye üye olun. Çok güzel makaleler yayınlanıyor. Ayrıca -gerçek yaş- adı altında bir test sunuyorlar ve alışkanlıklarımızın bizi sağlık yaşı olarak kaç yaşında gösterdiğini hesaplayıp sunuyorlar. Buna göre de hayatınızı şekillendirmeniz faydalı olabiliyor. Ben son yayınlanan makaleden alıntı yaparak bir özet geçmek istiyorum. Detaylar için mutlaka siteye uğrayın.
Rahat uyanmak isiyorsanız şunlara dikkat edin:
1. Yatarken perdeyi açın.
2. Alarmı 15 dk. önceye kurun.
3. Güneşi yakalama hareketi yapın.
4. günlük vitamin kullanın.
5. Günlük kararları akşam alın sabah değil.
6. Taze ve zaman ayarlı hazırlanmış kahve kokusu iyi gelebilir.
7. Sabah dilinizi fırçalayın.
8. Kahvaltıda az şeker tüketin.
9. Mutfağa bir takvim koyun ve işleri üzerine not alıp kahvaltıda göz gezdirin.
10. SONUNCUYU UNUTTUM. www.realage.com.tr ‘yi ziyaret edin
Okuduğum bir kitapta o meşhur mektuptan o meşhur alıntı yapılmış. Özünde hayatta alınan risklerin sonuçlarına katlanmak gerektiğini anlatan şu satırlar çok anlamlı:
Öyle bir hayat yaşıyorum ki,
Cenneti de gördüm cehennemi de.
Öyle bir aşk yaşadım ki,
Tutkuyu da gördüm, pes etmeyi de.
Bazıları seyrederken hayatı en önden,
Kendime bir sahne buldum, oynadım.
Öyle bir rol vermişler ki
Okudum, okudum, anlamadım.
Kendi kendime konuştum bazen evimde.
Hem kızdım hem güldüm halime. Sonra dedim ki söz ver kendine;
Denizleri seviyorsan dalgaları da seveceksin.
Sevilmek istiyorsan önce sevmeyi bileceksin
Uçmayı seviyorsan düşmeyi de bileceksin
Korkarak yaşıyorsan yalnızca hayatı seyredersin
Öyle bir hayat yaşadım ki, son yolculukları erken tanıdım
…
Geçen sene bu zamanlarda Pinhani’nin ilk albümünü zevkle dinliyordum. Bir radyo programında tesadüfen röportajını dinlediğim bu grup o günden yaklaşık bir altı ay sonra gündeme geldi ve tanınmaya başladı. Şimdi ikinci albümleri “Zaman Beklemez” i çıkardırlar. http://www.pinhani.com/ sitesine girerek son albümdeki şarkıları da çevrimiçi dinleyebilirsiniz. Genelde ikinci albümler ilkinin keyfini fazla vermezler. Dinlediğim kadarıyla tarzları pek değişmemiş. Bu tür grupların çıkmasını her zaman desteklememiz lazım ve dinleyici olarak da destek olmamız lazım. Umarım aynı çizgide daha çok albüm çıkarırlar.
Beni tanıyanlar bilirler… Ben mp3 çalar satınalma konusunda pek pratik değilim Yıllardır emektar bir mp3 çalarım var onu kullanıyorum. Sürekli araştırma yapıp yeni modellere bakmak da hobim oldu. www.hepsiburada.com da gezinirken çok ilgniç bir mp3 çalar gördüm. APROTECH M23 adındaki bu alet sadece kulaklıktan ibaret, kablosu yok ve USB’den şarj oluyor… Kapasitesi de 1GB. Ürünün markasını pek tanımıyorum ve www.google.com‘da araştırınca değişik firmalar çıktı. Pek uluslararası bir marka değil gibi geliyor… Okuduğum son yorumlar fena değil. Ses kalitesi konusunda almadan karar vermek zor ama çok pratik bir ürün olduğu açık. Ürüne buradan ulaşabilirsiniz. Ben başka bir online mağazada da bu ürüne rastlamadım.
Paulo Coelho’nun bu son kitabını rastgele seçerek okudum. Kitabın adını ilk duyduğumda kafamda bir hikaye kurmuştum. İnsanlar tarafından bilinen bir cadı, birilerinin geleceği hakkında yorumlar yapar. Sonra onları yönlendirir ve bunun üzerine bir takım olaylar gelişir… Aslında kısmen tutturmuş olmama rağmen kitabın bütününü düşünecek olursak karşıma çok özgün bir hikaye çıktı. Ayrıca yazarın anlatım şekli de oldukça ilginç. Ardarda dizilen olaylar dizisi yerine olayı oluşturan kişilerle yapılan konuşmaların sunumu tercih edilmiş. Kitabın okuması oldukça kolay ve akıcı. Yazarın öykülerindeki başarısını anlatmaya gerek yok. Yıllar önce Simyacı’yı okuduğumda da şu anki aynı keyfi aldım.
—Bu kısımdan sonrası kitap içeriği hakkındadır, kitabı okumak isteyenlerin okumamasını öneriyorum ! —
Athena’nın hayat hikayesi bana oldukça ilginç geldi. Evlatlık edinilmiş olmak, azınlık muamelesi görmek, kitleleri peşinden sürükleme yeteneğinin ortaya çıkışı ve birden fazla dine ait motiflere değinilmiş olması oldukça etkileyici. Athena’nın bir türlü ortaya çıkmayan polis sevgilisi de hikaye boyunca güzel bir gizem oluşturuyor ve güzel bir son ile bu gizem çözülüyor.
Geçenlerde bir hafta sonu büyük bir alışveriş merkezine gezmeye gittim. Bir yandan hayran hayran sağa sola bakarken bir yandan da “nasıl da yapmışlar“, “vay be tasarım harika!” gibilerinden laflar çıkıyor ağzımdan. Sonra şu kanıya vardım:
Adamlar üretiyorlar, pazarlıyorlar. Peki nasıl oluyor da hayatı kolaylaştıran, verimliliği ve mutluluğu artıran çözümleri görebiliyorlar? Derler ki; “en iyi keşifler ihtiyaçtan doğarmış“. Birileri işini daha hızlı yapmak için bir fikir üretiyor ve sonra bunu yaygınlaştırarak bizler tarafından anılıyorlar. Sözün kısası bu tür ihtiyaçları yakalamak için hayatın tadını çıkarıyor olmak gerekiyor bence. Dört duvar arasında oturup duruken doğabilecek hangi ihtiyaç bize bir çözüm ürettirebilir ki? Bu yüzden dışa açılmak, gezmek, dolaşmak, sosyal olmak vb. aktiviteler yaratıcılığı ve üretkenliği tetikler…
Kafayı vurup yatmak yerine birşeyler yapalım diyorum !!!
Bu sene Erovizyon Yugoslavya’nın başkenti Belgrad’da yapılıyor. Eski özelliğini yitirmesine karşın yine de her sene yarışmayı izliyorum. Doğrusu politik meseleleri bir kenara koyup ülkelerin kültürlerine ilişkin tatlar yakalamak hala mümkün. Bu sene Türkiye’yi Mor ve Ötesi “Deli” adlı şarkısıyla temsil edecek. Ben video klibi çok beğendim. Gerçekten üzerinde çalışılmış ve düşünülmüş. Şarkı tam bir Mor ve Ötesi tarzında… Genel olarak bakacak olursak ben iyi bir derece getirebilir diyorum. Grup sahne performansı için de iyi bir hazırlık içindedir diye tahmin ediyorum. Haydi aslanlar bir de bizden bir rock müziği dinletin avrupaya
Bu sene özlemini duyduğumuz bir kışı yaşama fırsatını 17 Şubat tarihi sıralarında yaşayabildik. Ben de o gün çektiğim 3 resme 3 adet yorum ekleyip paylaşmak istiyorum:
Etrafımızdaki beyaz renk yoğunlaşıyorsa artık yaşlanıyoruz demektir. Önemli olan bu beyazların içinde yanlız kalmamak…
Karın beyazına, beyazın saflığına mı sevineyim yoksa salıncakların hiçbir zaman birleşemeyecek olmasına mı üzüleyim…
Yaprakta donup kalmış olan bu damla bazen önemli kararlarımızda bize yol gösterebilir…
“zaman çalmak”… aslında tezat içeren bir kavram bu. “Zaman” alınıp satılamaz o halde çalmak da pek mümkün olmamalı. Aslında benim bahsetmek istediğim şey akıp giden zamanı biraz anlamlandırabilmek. İşten eve geldiniz diyelim. Sırt üstü uzanıp gözlerinizi kapattınız ve 1 saat kestirdiniz. Bunun yanında eve gelip gazeteye göz atıp bazı arkadaşlarınızı arayıp da aynı 1 saati doldurabilirsiniz. Peki aradaki fark ne? Birisi diğerine göre hayatımıza daha farklı bir etki yapacaktır. Hemen burada bir ikilem daha çıkıyor önümüze; eğer 1 saat uyumanız sizin hayatınıza 1 sene katacak ise o an uyumuyor olmak zamanı kötüye kullanmak olacaktır.
Önümüze bir gerçek çıkıyor ki o da; hayatta aldığımız her karar mantık çerçevesinde oturmak zorunda değil. Bazen farkında olmadan ve anlamı da olmayan kararlar veririz ve bu kararlar bizi hakikaten bir çok sorundan kurtarır. Buna “içimizden gelen ses” de diyebiliriz.
Gelelim daha somut kavramlara… Zaman gerçekten değerli. O bakımdan boşa geçen ve farkına varmadığımız zamanların kıymetini bilmekte fayda var. Çok net bir örnek vermek istiyorum. İş-ev arasında yolculuk yaparken kitap okumak için çok ideal bir zaman. Kendimizi gözlemleyip bu tür zamanları ortaya çıkararak gün içerisinde yarım saat zaman çalabilmek bile bize çok şey katar. Ufak bir hesapla 0.5/24 ~= 0.02 buluruz. Yani günde yarım saatte tüm gün üzerinde %2 gibi bir fazla vakit kazanırız. Çarpın bölün bu miktarın çok etken olduğunu göreceksiniz.
Ben de bu yarım saatlerden birini değerlendirerek bu konuda fikirlerimi sizinle paylaştım bugün Etkili, mutlu ve bol kazançlı zamanlar diliyorum.
Bazen hayatımızda planlar yapmak zorunda kalırız. Örneğin işimizde yeni ürünler tasarlarız veya özel yaşantımızdaki bazı sorunları çözmek için bazı yollar planlarız… İşte bu noktada yöntmeler ikiye ayrılır. Bazı insanlar oturup başlarlar plan yapmaya… Saatler geçer hatta günler geçer hala plan yaparlar. Bunun yanında diğer bir grup insan da kısa bir düşüncenin ardından hemen harekete geçerler. Duruma göre düzeltmeler yaparak devam ederler. İşte biz bu noktada kendimize bir denge kurmalıyız diye düşünüyorum.
Saatlerce harekete geçmeden düşünmek de iyi değil yeterince düşünmeden yola koyulmak da… Örneğin sürekli düşünüp bunun sonuçlarını hayatta sınamazsak kendi düşünce sınırlarımızı genişletemeyiz. Planımız da bir kısır döngüde dolanır durur. Başkaları hayattan aldığı yansımalarla çok daha iyi yerlere gelebilirler. Fakat bunun yanında hiç düşünmeden yola koyulmak da pek parlak olmaz. O zaman da ortasına geldiğimizde başını unuttuğumuz cümleler gibi sürekli başa sarmaya mecbur kalabiliriz.
Bahsettiğim dengeyi kurmayı öğrenmek tecrübe kazanmakla orantılı elbette. İşte bu noktada akıp geçen zamanın kıymeti bir kez daha ortaya çıkıyor. Yaşadığımız olayları es geçmeden kalıcı hale getirmek için elimizden geleni yapmalıyız. Örneğin notlar almalı,değerlendirmeler yapmalıyıız. Eğer siz özel olduğunuza inanıyorsanız yaşadığınız olaylar da sıradan değildir unutmayın…