Burçin'in Sanal Günlüğü

gördüm, duydum, biliyorum

Büyük ve gelişmiş memleketlerde parkların önemi çok büyüktür. Yaşadığınız şehirde bir mola vermek isterseniz ve üstelik temiz hava da istiyorsanız en iyi çözümdür parklar. Arkadaşlarımdan çok duydum “İstanbul’da da park mı var”… diye serzenişte bulunurlar hep. Fakat durum o kadar da kötü olmamakla birlikte kafamı kaldırğımda bir sürü park buldum.

Size çok sevdiğim bir parktan bahsetmek istiyorum. Acıbadem Onkoloji hastanesinin hemen yanında bulunan bu park son yıllarda daha da güzelleşti. Yaklaşık 2-3 senedir bildiğim bir parktır burası. Hastanenin sponsorluğunda çok güzel hale getirmişler. İçinde bir çay bahçesi var. Yürüyüş yapmak için oldukça uzun bir parkuru mevcut. Üstelik isterseniz tartan pistte koşabilir isterseniz çocuğunuzu arabasıyla iç parkurdan gezdirebilirsiniz. Ayrıca içinde çok güzel irili ufaklı süs havuzları da var. Havuzlardan yükselen suyu dinlemek bile insanı dinlendiriyor. İstanbul’da temiz hava kavramı pek kalmadı ama yine de bir nefes almak mümkün diye düşünüyorum.

Park adını şu an rahmetli olmuş bir çevreci profesörden almaktadır. Yandaki fotoğrafları kendim çektim bunu da belirtmek isterim. Parkın bir web sitesi de var :) http://www.curipark.org

yolunuz kozyatağı civarına düşerse kime sorsanız gösterir. Çevremizin kıymetini bilmek dileğiyle…

curi_parki.JPG

Korsana hayır kampanyaları ışığında gittim yeni bir albüm daha aldım. Bu sefer albümün adı “Enbe Orkestrası“… Doğrusu aldığımda içindeki bazı isimler hariç hiçbir bilgim yoktu. Artık altıncıncı his midir nedir albüm harika çıktı! Genellikle sanatçıların biraraya gelip yaptıkları işlerin başarılı olduğunu gözlemledim ve bu albüm de öyle olmuş. Orkestrada değerli sanatçılar var. CD kapağından okuduğumda bir sürü isim var ben onları tek tek yazmayacağım ama size bu grubun sitesini vereceğim, ilgili tüm detayları buradan bulabilirsiniz: http://www.enbemuzik.com.tr/

Ben her zamanki gibi bütün parçaları beğendiğimi söyleceğim ama illa seçmem gerekirse “İzmir bilir ya”, “Unutamam”, “Kalp Kalbe Karşı” diyebilirim. Hemen alıp dinlemenizi öneriyorum.

enbe.jpg 1. Unutamam
2. Sevdiğim Adam
3. Hancı
4. Kalp Kalbe Karşı (Sinan Akçıl Versiyon)
5. Rakkas (Ozan Doğulu Versiyon)
6. İzmir Bilir Ya
7. Yeniden Başlasın
8. Kalp Kalbe Karşı (Ozan Doğulu Versiyon)
9. Hayallerimi Verdim
10. Rakkas (M Ceceli Versiyon)
Ekstra:
# La Vie En Rose
# Greatest Love Of All
# No Woman No Cry
# Belle

Orhan Veli‘nin bu şiirini Ezgi’nin Günlüğü ile tanıdım. Herhangi bir ayrılık yaşamasam da bu şiiri okudukça ayrılık yaşayıp ardından efkarlanmak geliyor içimden… Allah kimseyi sevdiğinden(!) ayırmasın…

bakakalırım giden geminin ardından,
atamam kendimi denize,
dünya güzel.
serde erkeklik var,
ağlayamam..

-Orhan Veli Kanık

Bir çırpıda yine sonuna geldiğimiz yılın adı bu sefer “2007″… 2007′yi uğurluyoruz ve 2008′e merhaba diyoruz. “Çekilin gümbür gümbür geliyorum” diyen 2008 acaba nelerle gelecek? Geçen sene bağdat caddesindeydim ve her sene yapılan klasik müzik konserini dinleme ümidiyle gittim ama maalesef bu organizasyon nedense iptal edilmiş(!) Sonra caddedeki kutlamara dönüp “2007″yi karşılamıştık. Sevinçler yaşadık, üzüntülerimiz oldu, kayıplarımız oldu, yeni beklentilerimiz doğdu, biraz yaşlandık, nüfusumuz arttı (çekirdek aile anlamında:)), savaşlar yaşandı, insanlar öldü, susuzluk çektik, karnımız doydu, enflasyon dizginlendi, dış borç arttı gitti, özelleştirme diz boyu…
okumaya devam edin…

Herkes facebook hakkında yazıyor çiziyor yorumlar yapıyor. Benim neyim eksik :) Facebook hakkında duyduğum bazı haberleri sıralayarak sonunda bir tespitte bulunmak istiyorum:
okumaya devam edin…

article_gore.JPG

Al Gore, küresel ısınmaya karşı yürüttüğü bilgilendirme seminerlerinden esinlenerek “Uygunsuz Gerçek (An Inconvenient Truth)” adındaki filmiyle 2006 yılına damgasını vurmuştu. Filmi çok etkileyici bulduğumu söylemem gerek. Özel hayatındaki bazı olaylardan etkilenerek dünyada çok fazla vaktimizin olmadığını ve giderek doğal dengesini bozduğumuz yerkürenin çok da uzak olmayan bir gelecekte bizden nasıl öcünü alacağının farkına varıp tüm yaşantısını nasıl değiştirdiğinden bahsediyor filminde. Bilimsel verilerle desteklenen bu belgesele hak vermemek ve kayıtsız kalmak çok zor. Çok zor diyoruz ama bazı gerçek yüzüstünde olmasına rağmen bazı yaklaşımları değiştirmek ve durdurmak mümkün olmuyor.
okumaya devam edin…

manfromearth.jpg

2007 amerikan yapımı olup da “aksiyon” içermeyen bir filmden bahsetmek istiyorum. Oyuncuları genellikle amerikan dizilerinde gördüğümüz karakterler. Baş rol oyuncusu John Oldman – David Lee Smith‘ı da CSI Miami‘ den tanıyoruz. Oldukça tesadüf eseri gecenin bir vaktinde izledim filmi ve yazmaya değer buldum. Şu anki IMDB notu 8.5/10. Yani oldukça başarılı.

Son yıllarda amerikan filmlerine çok sıcak bakmadığımı dünya alem biliyor. Çünkü yedikleri yemek porsiyonları gibi filmleri de şişiriyorlar. Özüne indiğinizde 3-5 şatafattan başka birşey kalmıyor geriye. Fakat bu film (the man from earth) biraz değişik. Filmi önereceğimden dolayı izleme keyfini kaçıracak detaylara yer vermeyeceğim.

okumaya devam edin…

Son zamanlarda seyahatlar sırasında yoldaş olsun diyerek bir mp3 çalar alayım dedim. Bu benim için önemli bir karar çünkü her ne kadar takip etsemde alırken çok seçiciyimdir. Tüketim çılgınlığına çok karşıyım biliyorsunuz :)

Mp3 çalar arayışım böylece başladı. Aradan biraz süre geçti yaklaşık 3ay kadar oldu. Ben hala arıyorum! Önceleri hafiften bir araştırma olarak başladı. Dedim acale etmeyeyim yeni modeller çıkar fiyatlar ucuzlar dedim ama olmadı! Aslında oldu da sonu gelmedi bir türlü… Bir sürü alışveriş sitesine girdim:
okumaya devam edin…

İlk duyduğumuzda ilginç bir senaryosu olduğu zaten belliydi “Heroes” dizisinin. Zamanla izledikçe de gerçekten değişik bir dizi olduğunu kanıtladı. Son zamanlarda TV sektöründen kazanılan para; güçlü her TV kuruluşunu reyting getirecek yapımlara sevkediyor. Öte yandan o kadar çok dizi, sinema, uydu kanalları var ki bunların arasından sıyrılarak akıllarda yer etmek gerçekten zor. Bu sayede çok güzel detaylı düşünülmüş ve üzerinde uğraşılmış yapımlar görmeye başladık. Başladık ama nedense bir “kahraman”, “doğa üstü” olgusudur gidiyor… “Smallville”, “4400″, “lost” gibi diziler buna güzel örnek. Bunlara ek olarak gelen “Heroes” da aynı şekilde…

Fakat hakkını vermeliyiz ki bazen saçmalıklar yakalamaya çalışsam da genelde beğendiğim bir dizi.

Aslında benim bu yazıda esas ele almak istediğim mesele şudur: Heroes 1nci sezon bitti gitti… İkince sezon başladı peki nasıl başladı…

heroes2.jpg

Ben her zaman Hiro Nakamura’yı heroes’un ana karakteri olarak gördüm. Niteki ilk notlarım onun hakkında. Geçmişe gittiği yerde, kime aşık olacağını bildiği bir kadına aşık oluyor ama ne çare… “Kader ağlarını örmüş” derler ya işte o cinsten. Benim ilk notum Hiro’dan. Sonra diziye yeni eklenen kahramanlar çok yaratıcı. Dizide bir yeni sezonun farkı var ama ilk sezondan çok da kopuk değil bu olayı iyi kıvırmışlar. Peter’in hafıza kaybı da çok iyi düşünülmüş ve senaryoya güzel bir zenginlik katmış.

Ben çok detay vermekten özellikle kaçınıyorum oturun izleyin… Ben gidiyorum… uçarak… :)

   (tut ki;) Birgün evden çıktım işe gidiyorum. Bugün tuhaf birgün zira sağımdan solumdan ışık hüzmeleri geçiyor. Bir an panikliyorum ama sonradan hatırlıyorum ki bilim adamları zamanı bükmeyi başarmışlar. Vay be ne buluş ama! Yıllardır üzerinde çalışmalar yapılırken sonunda gerçek oldu. Bundan 20-30 sene önce Hiro Nakamura(bir zamanlar sevilen dizi Heroes’un başkahramanı)’ya gülüyorduk şimdi zamanı büküyoruz. Acaba bize kimler gülüyordur?

okumaya devam edin…